Kitaplar

Paylaşmak güzeldir.

Long Room Interior Trinity College Dublin Ireland
Long Room Interior Trinity College, Dublin, İrlanda

 

Kitaplarım…

 

 

Okuyorum – 2017

IV. Haçlı Seferi Kronikleri, Geoffroi De Villehardouin, Henri De Valenciennes, Fransızca Aslından Çeviren: Ali Berktay


The Inner Game of Tennis – W. Timothy Gallwey


The Hitch Hiker’s Guide To Agile Coaching – The Agile42 Coaches

Çeviklik konusunda birçok kitap yazılıyor. Bazıları gerçekten sizi aydınlatacak bilgilere sahipken diğerleri sürekli bir tekrar veriyor. Agile42 Koçlarının yazdığı kitap sizi aydınlatacak bilgilere sahip.

 

 

Okuduklarım – 2017

Arap Baharı’nda AKP Misyon – Hüsnü Mahalli


Agile Project Management With ScrumKen Schwaber


Algı Gerçektir – Aradhna Krishna, Çeviren: Başak Karal


Devlet Bahçeli ve Ülkücüler Hakkında Herşey – Sabahattin Önkibar


Troiali Kadınlar – Seneca, Latince Aslından Çeviren: Çiğdem Dürüşken


Poliste – Aziz Nesin


The Ongoing Revolution in Software Testing – Cem Kaner


Büyük Kardeşim Atatürk – Makbule Atadan


Yüce Sultan – Miguel De Cervantes, İspanyolca Aslından Çeviren: Yıldız Ersoy Canpolat


Bestseller Okuma Kılavuzu – B. Sadık Albayrak


Eğitim Mirasımız Köy Enstitüleri, Uygulanabilirliği ve Model Çalışmalar – KAVEG


Tanıdıklarım – Müjdat Gezen


Gol Kralı – Aziz Nesin


Robinson Crusoe – Daniel Defoe, İngilizce Aslından Çeviren: Fadime Kahya


Sivas Kongresi – Gazi Mustafa Kemal Atatürk


Yükümlülükler Üzerine – Cicero, Latince Aslından Çeviren: C. Cengiz Çevik


Peçeli Köle Türkler – İlknur Altıntaş

Bir televizyon dizisi tadında yazılmış kitaptır. Açıkçası beklediğimin çok altında kaldı. Ne yazık ki insanların okuması için tavsiye edemiyorum. Yazarlık zor bir meslek ve çok emek gerektiriyor. Oscar Wilde’ın Mutlu Prens kitabıyla eş zamanlı okuduğum bu kitap herkesin yazar olmaması gerektiğini düşündürdü.


Yağma Yılları – Aykut Erdoğdu

Kendini bu ülkenin vatandaşı olarak gören herkesin okuması gereken bir kitaptır.


Getting Value out of Agile Retrospectives – Luis Gonçalves & Ben Linders


Romeo ve Juliet – William Shakespeare, İngilizce Aslından Çeviren: Özdemir Nutku


Mutlu Prens, Bütün Masallar, Bütün Öyküler – Oscar Wilde, İngilizce Aslından Çevirenler: Roza Hakmen, Fatih Özgüven

Oscar Wilde’ın birçok hikayesinin olduğu kitap harika! Son zamanlarda okuduğum en farklı hikayeler diyebilirim.


Maniki Dünya – Hüsnü Mahalli

Ne nedir, ne değildir! Anlamak için harika bir kitap. Hüsnü Mahalli’yi son dönemde yayınladığı kitaplardan öğrenmek benim için ayrı bir utanç! Çünkü böyle değerli birinin çok daha önce farkına varmak gerekirdi. Öte yandan paralı ve yandaş basında yer verilmeyen birinin farkına varmak ne kadar zor diye de düşünüyorum. Bütün kitaplarını okumak dileğiyle. Mükemmel bir hayat hikayesi!


İskender – Sezar, Paralel Hayatlar – Plutarkhos, Yunanca Aslından Çeviren: İO Çokona

Alexsender sözcüğünün Türkçe’deki karşılığının İskender olduğunu biliyordum. Fakat İskender ve Alexsender birbirine hem benziyor hem de benzemiyordu. Alexsender, önce Arapça’ya El takısıyla alınıyor sonra Osmanlıca’ya geçişinde bu El takısı atılıyor ve inceltilerek İskender oluyor. Plutarkhos gerçekten değerli bir kitap yazmış. IO Çokona’nın çevirisini yaptığı diğer kitaplarını da hemen alacağım. İlginç olan 2000 yıldan fazla bir süre geçmesine rağmen insanoğlunun insanlık, güç, iktidar, savaş, barış konularında hiç ilerleyememiş olmasıdır.


Bir Yunanlı Gazeteci Gözüyle Atatürk – Thomas A. Vaidis, Çeviren: Ahmet Angın

1936 yılında yazılmış kitap Atatürk ve Türkiye hakkında yazılmış objektif kitaplardan biri diye düşünüyorum. Özellikle bir Yunanlı tarafından yazılmış olması ilginç! Balkan Savaşı, Birinci Dünya Savaşı, Birinci İnönü, İkinci İnönü, Dumlupınar Meydan Muharebesi(Başkomutanlık Meydan Muharebesi) savaşlarının birde Yunanlı gözünden okumak çok bilgilendirici ve farklı bir bakış açısı kazandırıyor. Sonuçta ortada bir savaş var ve bu savaştan iki halkta acı çekiyor. Bu savaşlar sonrasında iki halk arasında düşmanlık kalmıyor ve iletişimin, beraber ilerlemenin yolları açılıyor. Fakat Atatürk sonrası dönemde ilişkiler tekrar geriliyor. Bu ilişkileri gerenlerde politikacılar, acaba neden ilişkileri germek ihtiyacı duyuyorlar? Hiç düşündünüz mü?


Kış Masalı – William Shakespeare, İngilizce Aslından Çeviren: Özdemir Nutku


Gulliver’in Gezileri – Jonathan Swift, İngilizce Aslından Çeviren: İrfah Şahinbaş

Hasan Ali Yücel Klasikler Dizisi’nde bulunan her kitap harika. Şimdiye kadar okuduğum ve sıkıldığım bir kitap olmadı. Gulliver’in Gezileri de bu harika kitaplardan biri. Yazar,  4 farklı gezisini anlatıyor. Cüceler ülkesinde ve Devler ülkesinde yaşadıklarını anlatırken yazarın ne kadar yaratıcı olduğunu hissedebiliyorsunuz. Üçüncü hikayede yazar bir adaya düşüyor ve burada yaşadıklarını anlatıyor. Bu hikaye diğerlerine göre daha soyut ve sönük kalıyor. Dördüncü hikayeyse benim en beğendiğim oldu. Tekboynuzlular Ülkesine Yolculuk adlı bu bölümde atların hüküm sürdüğü bir ülkeyi anlatıyor. Atların hüküm sürdüğü bu ülke ve insanların hüküm sürdüğü ülkeler arasındaki farkları anlatıyor ve açık bir şekilde insanların hüküm sürdüğü ülkeleri yeriyor. Bu bölümde Swift’e katılmamak elde değil. Kendini bu kadar akıllı sanan fakat iyilik konusunda kendisini geliştirememiş olan insanlığın durumu atlar ülkesinden bakıldığında acınacak durumdadır. Burada bırakıyorum 🙂


İyi Vatandaş İyi İnsan – Hasan Ali Yücel

Hasan Ali Yücel, dünya kültür insanı. Pakize Türkoğlu, İsmail Hakkı Tonguç ve Köy Enstitüleri’ni anlattığı kitabında Köy Enstitüleri’nin kurucusu Hasan Ali Yücel’den böyle bahsediyor. İyi Vatandaş İyi İnsan kitabı, Pakize Türkoğlu’nun ne kadar haklı olduğunu ispatlıyor.

Hasan Ali Yücel, bir bakan ya da sanatçıdan(eğer bu sıfatlar bir kişinin toplumdaki yerini gösterirse) çok daha fazlasıdır. Kitapta Buda, Konfüçyüs, Sokrates, Gandi, Hazreti Musa, Hazreti İsa, Hazreti Muhammed, Mustafa Kemal Atatürk gibi dünyaya yön vermiş kişilerin düşüncelerini derlemiş, toplamış ve yorumlamış. Düşünceleriyle gününden ve günümüzden çok daha ileride olduğunu görünce bilgeliğinin karşısında insanın kendisini küçük hissetmemesi, hayranlık duymaması ve kendisine, sanatçı, bakan, yazar, bilgin ya da yönetici diye satılanlardan nefret etmemesi elinde değil.


Okumak, Yazmak ve Yaşamak Üzerine – Arthur Schopenhauer, Çeviren: Ahmet Aydoğan

Schopenhauer, bazı ifadeleri çok ağır. Böyle hakarete varan ifadelerin bulunduğu kitaplar beni pek sarmıyor. Schopenhauer o kadar iddialı ki kendisini mükemmel sanıyormuş hissiyatı oluşturuyor. Öte yandan bu ifadeler onun çok yalnız biri olduğunu düşündürüyor.


Why Agile Works, The Values Behind The Results – Michael De La Maza, David Benz

Güzel bir kitap fakat daha güzelleri bulunabilir.


Yarat Ey Sanatçı – Johann Wolfgang Von Goethe, Almanca Aslından Çeviren: Ahmet Cemal


Bu Yurdu Bize Verenler – Aziz Nesin

Ulusal Kurtuluş Savaşı’mızın kahramanları Koca Seyit, Borazan Çavuş, Köprülülü Hamdi Bey ve Hasan Tahsin’in(Osman Nevres) hikayelerini anlatan, insanı gururlandırırken içini acıtan bir kitaptır.

Birinci Dünya Savaşı’nda asker, Kurtuluş Savaşı’nda Gazi olan Koca Seyit yoksulluk içinde yaşamış ve 1939 yılında 50 yaşında hamallık yaparken zatürreye yakalanmış ve vefat etmiştir.

Bir başka kahraman Borazan Çavuş, hayatı yoksulluklar içinde geçmiştir. Kır bekçiliği yapmış, belediye temizlik işçilerinin çavuşluğunu yapmıştır. Çalışamayacak kadar yaşlanınca işinden atılmıştır. Ne maaşı ne de bir geliri vardır. 74 yaşındayken çıkarılan bir kanunla kendisine 500 lira maaş bağlanmıştır. Hayatı yoksulluk içinde geçen bir başka kahramandır.

Köprülülü Hamdi Bey’in hikayesi de kahramancadır. Türk ulusu kurtuluş savaşı vermektedir ve cephaneye ihtiyacı vardır. Köprülülü Hamdi Bey ve arkadaşları, İngilizlerin Gelibolu yakınındaki cephaneliğe 8000 mavzer, 40 makineli tüfek ve 20000 sandık mermi yığdıklarını öğrenir. Bir gece cephaneliği basan Hamdi Bey ve arkadaşları köylününde yardımıyla cephaneyi Gelibolu’dan karşıya geçirir. Cephanenin Ankara’ya taşınması gerekir, Hamdi Bey taşıma için gerekli hazırlıkları yapmak üzere arkadaşlarından ayrılır. İngilizlerden çalınan cephaneden haberi olan içteki düşmanlar -Anzavur, Gavur İmam, Şah İsmail çeteleri bilinenlerdi- cephanenin ve Hamdi Bey’in peşine düşerler. Padişah ve düşman yanlısı bu çetelerin en güçlüsü Anzavur çetesiydi. Cephanenin saklandığı camiyi basan Anzavur çetesi cephaneye el koyup Kuvayimilliyecilere karşı kullanmaya çalışınca Hamdi Bey’in arkadaşlarından Dramalı Rıza Bey cephaneyi patlatır ve şehit olur. Hamdi Bey cephaneyi taşıyacak kamyonları ve hayvanları hazırladıktan sonra cephanenin saklandığı camiye dönmek üzere yola çıkar. Dönüş yolunda karşılaştığı biriyle hangi köye gitmekte olduklarını konuşurlar, sohbet ederler. Bu kişi Anzavur çetesinin bir üyesidir ve asıl görevi Hamdi Bey’i takip etmektir. Beraber köye gelirler Hamdi Bey camiye geldiğinde caminin havaya uçtuğunu ve etrafının sarıldığını görür. Anzavur çetesi üyeleri Hamdi Bey’i ağaca bağlar ve dalga geçerler. Hamdi Bey ellerine bağlanmış ipleri koparır. Gömleğini yırtarak bağrını açar ve sesi çıktığınca haykırır:

  • Birini vurmakla Kuvayimilliye yıkılmaz! Yaşasın Türk ulusu!

Sanırım ulusalcıların neden sevilmediğinin, bombalandığının, öldürüldüğünün, idam edildiğinin açıklaması bu hikayede var.

Hasan Tahsin’in hikayesi ne acıklıdır. Kurtuluş Savaşı’nda ilk kurşunu sıkan kişi olarak biliriz hepimiz Hasan Tahsin’i. Gazeteci olduğunu, yurtdışına gönderilen nadir, aydın, vatan ve ulus sevgisiyle yanıp tutuşan, padişaha muhalif olduğunu bilir miyiz? Peki, Hasan Tahsin ilk kurşunu sıktıktan sonra öldürüldüğünü, ölüsünün üzerine bile kurşun sıkıldığını bunlarda yetmeyip süngülendiğini ve cenazesinin üç gün boyunca sokakta bırakıldığını bilir miyiz? Üç günün sonunda cenazeyi gören Amerikan askerlerinin cenazeyi kaldırdığını ve nereye gömdüklerini bilir miyiz? Hayır! Bilmeyiz!


Borçlu Olduklarımız – Aziz Nesin

Yine harika bir kitap!


Beyaz Zambaklar Ülkesinde – Grigory Petrov

Mustafa Kemal Atatürk’ün askeri okullarda okutulmasını istediği bir kitap olduğunu öğrendiğimde aldım. Yazar Fin ulusunun çektiği 1800 yıllardan başlayarak çektiği sıkıntıları anlatıyor. Şimdilerdeyse Finlandiya eğitim sistemiyle kendinden konuşturuyor. Bu harika kitapsa Fin halkının bu noktaya nasıl geldiğini anlatır gibi…Tabi kitabın 1923’te yazıldığını düşünürsek Fin halkına saygımız daha da çok artıyor. Çünkü başarıları bir nesille değil nesilden nesile devam ediyor.


Aziz Nesin’den Darbeler Kitabı, Seçilmiş Öyküler – Aziz Nesin


Mahşerin Dört Atlısı – Vicente Blasco Ibanez, İspanyolca Aslından Çeviren: Neyyire Gül Işık

Fransız Desnoyers ve ailesinin hikayesinin anlatıldığı kitap vurucu. Kitap, mahşerin dört atlısı, açlık, veba, savaş ve eceli, Almanya’nın Birinci Dünya Savaşı’nda dünyaya nasıl getirdiğini anlatıyor. Birinci Dünya Savaşı’nın hem ulusal hem bireysel bakış açılarından ele alınması kitabın değerini artırıyor.


Bir Sürgünün Anıları – Aziz Nesin

Aziz Nesin, “Nereye Gidiyoruz?” adından küçük bir broşür yazdığı için 10 ay hapis 4 ay 10 gün sürgün cezası alır. Sürgün yeri Bursa’dır. 10 ay hapiste kaldıktan sonra sırtında çıkını, cebinde 25 lirası ve iki yanında jandarmalarla Bursa’ya şanlı bir giriş yapar. 4 ay 10 gün boyunca yaşadıklarını anlattığı kitap insanın içini acıtıyor.

Mahkum olmasına neden olan broşürden bahsetmek istiyorum. Amerika başkanı Truman’ın adına Truman doktorini yayınlamıştı. Türkiye gibi ülkeleri etkisi altına almak isteyen emperyalizm ekonomik yardım altında ülkeleri sömürebileceği bir yöntem geliştirmişti. Aziz Nesin hazırladığı bu broşürle Türkiye’nin, Amerika’dan yardım adı altında borç para almasını eleştiriyor. Zamanın Cumhuriyet Gazetesi’nde “Amerika’nın hudutları Türkiye’den geçer” başlıklı habere tepki olarak broşürü hazırladığını söyler.

Ne kadar şanslı ki broşürleri dağıtılmadan hatta basımı bile tamamlanmadan sivil polisler tarafından basım evi basılıyor. Mahkemeye çıkarılan Aziz Nesin, suç işlenmeden önlendiği için kurtulacağını sanıyor fakat cezalandırmaya niyetli olan hakimler Aziz Nesin’i 10 ay hapis, 4 ay 10 gün sürgün cezasına mahkum ediyor.

Aziz Nesin’in Bursa’da geçirdiği 4 ayı okuyunca üzülmemek elde değil. Parasız kaldığı için iki altın dişini söktürür ve satar, yırtık pırtık eski batttaniyesini satmak ister ama satamaz, genellikle aç kalır iki günde bir bir öğün yer. Aziz Nesin’in büyüklüğünü düşününce bu yapılanlara üzülmemek elde mi? Ailesi dağılır. Bunların hepside sözde demokrasi adı altında yapılır. Sanırım ülkemizde demokrasi sadece 15 yıl yaşadı ve sonrası hep yalandı.


Merhaba – Aziz Nesin

Aziz Nesin’in gazetelerde yazdığım fıkralarım dediği yazıları toparladığı bir kitap. Hem çok eğlenceli hem de düşündürücü, bu cümle klasik biliyorum 🙂 Gelde başka türlü tarif et!


Küçük Aziz Nesin ve Kiraz Fidanı – Yazan: Semih Öztürk, Çizen: Akif Kaynar


Bizim AntiKahramanlar Serisi #1 – Yazar: Irmak Bahçeci, Çizer: İpek Okyar

Bir çocuk kitabından bu kadar çok şey öğreneceğimi düşünmüyordum. Şimdi diğer AntiKahramanları’da alacağım.


Salkım Salkım Asılacak Adamlar – Aziz Nesin

Salkım Salkım Asılacak Adamlar kitabı, Aziz Nesin’in yaşam öyküsünü anlattığı kitap serisinden bir kitaptır. 6-7 Eylül olaylarında yaşadıklarını, arkadaşlıklarını, dört ay boyunca haksız yere bir hücreye nasıl hapsedildiğini ve bu hücrede gördüklerini, hissettiklerini ve yaşadıklarını anlatır. 6-7 Eylül olaylarının gerçeklerini öğrenmek isteyenler için eşsiz bir kaynak diye düşünüyorum. Sadece 6-7 Eylül olaylarını yaşamış birinin hikayesi değildir sonrasında suçu bile bildirilmeden hapsedilen ve idam sehpasından dönen birinin yaşadıklarını anlatır. 6-7 Eylül olayları hakkında benim çok fazla bilgim yoktu. Selanikte Atatürk’ün evine bomba atıldıktan sonra İstanbul, İzmir ve Ankara’da yaşayan önce Rumların sonra Ermeni, Yahudi ve birçok Türk’ün evleri, işyerleri yakılıp yıkılmış. Atatürk’ün evine bombayı atanın bir Rum olduğu haberi geldikten sonra inanılmaz bir tahribat başlamış ve suçsuz insanların türlü eziyetler yapılmış. 1960 darbesinden sonra bu konuda yapılan incelemelerde Atatürk’ün evine atılan bombanın Türkiye’den gittiğini, bombayı Atatürk’ün evinin yakınına koyan kişinin bir Türk olduğu ortaya çıkmıştır. İşin garip tarafı 1986 yılına geldiğimizde Atatürk’ün evinin yakınına bombayı koyan kişi Emniyet Genel Müdürlüğü, Planlama ve Koordinasyon Daire başkanlığı yapmaktadır. Dünya üzerinde bu kadar ilginç bir ülke var mı?


Bekarlık Sultanlıktır – Aziz Nesin


Sosyalizm Geliyor Savulun – Aziz Nesin


Cennetin Anahtarları, Seçme Şiirler – Michelangelo di Lodovico Buonarroti Simoni, Çeviren: Talat Sait Halman


Nutuk Makinesi – Aziz Nesin


Bulgaristan’da Türkler, Türkiye’de Kürtler – Aziz Nesin


Nah Kalkınırız – Aziz Nesin


Hacı Murat – Lev Nikolayevich Tolstoy, Rusça Aslından Çeviren: Mazlum Beyhan

Üst üste birçok Aziz Nesin kitabından sonra Tolstoy bambaşka geldi. Ayaklarım yere daha ağır basarken bedenimin hafiflediğini hissettim. Belki Aziz Nesin’in insanı güldüren aynı zamanda sinir eden yazılarından(çünkü yaşadığınız gerçeği en acı haliyle yüzünüze vuruyor Aziz Nesin ve yaşadıklarınız sizi kızdırıyor, en temelinde insan ve toplum) belki de aynı yazarın beş on kitabını peşi sıra okuduğumdan böyle oldu. Kitabı okurken hissettiğim bir başka duyguysa şuydu: Tolstoy kitabı yazdığı 1896-1904 yılları arasında bilgiye erişimin ne kadar zor olduğu buna rağmen Tolstoy’un kendini ne kadar geliştirdiği ve yazdıklarının okuyanın zihninde parlak güneş gibi canlandığıydı. Şimdilerde bilgiye erişmek sadece birkaç saniye alırken günümüz yazarları sığ, kalıcı olamayan ve okuyanda iz bırakamayanlar.


Demosthenes – Cicero, Paralel Hayatlar – Plutarkhos, Yunanca Aslından Çeviren: İO Çokona

Plutakhos biyografi türünün babası olarak gösteriliyor. MS. 46 yılında doğan filozofun eserleri ikiye ayrılıyor:

  1. Ethika
  2. Paralel Hayatlar

Ethika’da insanla ilgili her konuya değiniyor. Çocuğun Eğitimi, Kadının Erdemi, Dalkavukluk, Güzellik Hakkında gibi birçok eseri var.

Plutarkhos, Paralel Hayatlar serisinde bir Yunan’ın ve bir Romalı’nın hayatlarını karşılaştırarak, aralarındaki benzerlikleri bularak anlatıyor. Yazış şekli 2000 yıl sonra bile kendini okutuyor. Tabiki bunda IO Çokona’nında çok büyük etkisi var. Keşke IO Çokona gibi değerli insanlar ülkemizi terketmeseydi.


İlkgençlik – Lev Nikolayevich Tolstoy, Rusça Aslından Çeviren: Ayşe Hacıhasanoğlu


Gılgamış Destanı – Çeviren: Sait Maden

Şuan sadece başlangıç bölümünü okuduğum kitapta Anadolu’nun ve Mezopotamya’nın tarih açısından ne kadar zengin olduğunu gördüm. Bu klişe cümleyi birçok kereler duymuştum fakat Gılgamış Destanı’yla bu cümlenin içinin dolduğunu hissediyorum. Anadolu ve Mezopotamya’da yapılan kazılarda Louvre, British Museum, Philedelphia Müzesi gibi farklı müzelerde gösterilen tarihin ülkemizde kalmaması ne acıdır. Ne acıdır Osmanlı’nın son 200 yılının tüm dünya tarihine sahip çıkamayışı ve dünya tarihini çakalların eline bırakışı. Kimileri beni kınayabilir! Hem Osmanlı’yı hem de saygın çakalları küçük düşürdüğümü söyleyebilirler. Gerçek bu değildir! Sömürgenler yer altında sadece madenleri değil tarihi de kazıp, çıkarıp, çalmışlardır. Yoksa bizim topraklarımızda yaşayan tarihin çıkarılıp, Amerika, İngiltere, Fransa gibi ülkelerde olmasının başka bir açıklaması olabilir mi?


Veba Yılı Günlüğü – Daniel Defoe, Çeviren: İris Kantemir

Daniel Defoe’nin Robinson Crusoe kitabından sonra okuduğum ikinci kitabıdır, Veba Yılı Günlüğü. Doğal afetler hakkında kaleme alınmış en etkileyici edebi eserler arasında gösteriliyor. Okunmaya değer ve okuyana kazandıran çok güzel bir kitap fakat Robinson Crusoe’nun gölgesinde kalıyor. Ayrıca bazı bölümlerde kendini tekrar ettiğini hissediyorsunuz.


Alman Göçmenlerin Sohbetleri – Johann  Wolfgang von Goethe, Almanca Aslından Çeviren: Tunç Tayanç

Goethe’nin büyüklüğünü hissettiğiniz bir kitap… Oscar Wilde’ın masal serisinden sonra Goethe hangisinin daha iyi olduğu sorusunu sormama neden oldu. İkisi de inanılmaz.


Yeni Osmanlılardan Bu Yana İngiltere’de Türk Gazeteciliği – Cavit Orhan Tütengil

Yeni Osmanlılardan Bu Yana İngiltere’de Türk Gazeteciliği akademik bir çalışmadan üretilen bir kitap olarak ortaya çıkmış. Daha kitabın başında birçok bilgi ediniyorsunuz ki bu bilgiler sadece gazeteciliği derinlemesine öğrenmek isteyenler için değil her bir Türk için değerli görünüyor. Örneğin;

  • İlk gazete 1631 yılında Fransa’da La Gazette adıyla yayınlanmış. Osmanlı’da ilk gazete ancak 200 yıl sonra 1831 yılında yayınlanabilmiş.
  • Gutenberg ilk basımevini 1440 yılında kurmuş. İbrahim Müteferrika Osmanlı toprakları içindeki ilk Türk basımevini 1727 yılında kurabilmiş ve birkaç kitap bastıktan sonra kapatılmış.
  • Osmanlı’da toprakları içinde yaşayan Türklere basımevi sahibi olma özgürlüğü öyle ya da böyle verilmezken Osmanlı toprakları içinde yaşayan Yahudiler 1492, Ermeniler 1567 ve Rumlar 1627 yılında basımevi sahibi olabilmişler. Bir ulusun yöneticileri tarafından bilerek ve istenerek böyle geri bırakılmasını anlamak çok zor. Sanırım padişahlar kendi uluslarını geride bırakarak sonsuza kadar hüküm sürebileceklerini düşünüyordu. Bu arada İbrahim Mütefferika Macar asıllı bir müslümandır. Yani Osmanlı’daki ilk basımevini kuran kişi Türk ülkesinde yaşayan fakat Türk olmayan biridir.
  • 1727 basımevini açan İbrahim Müteferrika 17 kitap bastıktan sonra basımevini kapatmak zorunda kalmıştır. Sonraları basımevleri açılsada 1850’e kadar basımevleri hayatlarını sürdürememişler ve hep kapanmış ya da kapatılmışlardır. 1850’li yıllarda Batı’nın gelişmişliği karşısında daha fazla dayanamayan padişah ve şeyhül islam hem halkın öğrenme isteğine hem de günün ihtiyaçlarına daha fazla direnememiş ve basımevlerine baskıları azalmıştır.

Kitap İngiltere’de basılan ve Osmanlı topraklarına kimi zaman yasal kimi zamanda yasal olmayan yollarla sokulan Jön Türk kavramının ortaya çıkışından önce var olan Yeni Osmanlılar tarafından gazetelerle başlamaktadır. Muhbir gazetesi İngiltere’de basılan ilk Türk gazetesidir. Tek yazarı Ali Suavi’dir. Ali Suavi, sarıklı devrimci olarak anılır. Padişahın emriyle sürgüne gönderilen Ali Suavi Anadolu’da bir ay kaldıktan sonra halkının ezilmişliğine dayanamaz ve önce yürüyerek sonra da gemiyle Londra’ya doğru yolculuğa çıkar. Muhbir’in birinci sayısındaki bir cümle Ali Suavi’nin azmini anlatır:

“Muhbir, doğru söylemek yasak olmayan bir memleket bulur, yine çıkar.”

Ali Suavi’nin bu cümleyi söylemesinin iki nedeni vardır. Birincisi Osmanlı’da birazcık muhalif olan herkes sürgüne gönderilir. İkincisi sürgünden kaçıp yurtdışına sığınan hiç bir muhalifin yurtdışında bile muhalefet yapılmasına izin verilmez. Nitekim ilk önce Fransa’ya kaçan muhalifler padişahın ve elçiliklerin baskısıyla Napolyon tarafından başka ülkelere kaçmak zorunda bırakılmıştır.

Cavit Orhan Tütengil, Cumhuriyetin yetiştirdiği büyük insanlardan biridir. Cumhuriyetin yetiştirdiği diğer büyük insanlar gibi bir ders vermek için gittiği okulu yolunda silahlı suikaste uğramıştır ve katilleri bulunamamıştır. Kapitalizmin, yabancı güçlerin ya da iç çekişmelerin ortaya çıkardığı suikastlerin hepsinin altında insanımızın cahilliği yatar. İnsanımız cahil olduğu için büyük insanlarına ve değerlerine sahip çıkamıyor çünkü sahip çıkması gerektiğini bile bilmiyor. Aksine bugünlerde çokça gördüğümüz ve belli bir el tarafından yönetildiği çok belli olan Atatürk’ün anısına saldırılar git gide artıyor. Halbuki cahil halkımızın yapması gereken ilk önce cahil bırakıldığının farkına varmaktır. Daha sonra kimler tarafından ne için cahil bırakıldığını anlaması gerekir ki bu aslında cahil bırakıldığının farkına varmaktan çok kolaydır. Geleceklerinin, çocuklarının sömürülmesini istemeyen herkes bu iki farkındalığı anlamak zorundadır. Yoksa daha nice Cavit Orhan Tütengiller, nice Uğur Mumcular, nice Aziz Nesinler, nice Muammer Aksoylar, nice Bahriye Üçoklar, nice Ahmet Taner Kışlalılar, nice Necip Hablemitoğluları, nice Ümit Kaftancıoğlular, nice Çetin Emeçler, nice Abdi İpekçiler yetiştirir bu millet öldürmek için…


Man’s Search For Meaning – Viktor E. Frankl

Viktor Frankl’ın SS kamplarında -çoğunluğu Auschwitz- yaşadıklarını, kendisinin ve çevresindekilerin psikolojilerini gözlemleyere Logo Terapi’ye ulaştığı harika bir kitap. Birçok kitap güzel, harika, kendine hayran bıraktırıyor. Fakat birçoğu aslında yazarın hayal dünyasından bizim dünyamıza giriyor. İnsanın anlam arayışıysa Nazi kampında bile hayatta kalanların, ruhen çökmeyenlerin gerçek hikayesini yaşayan biri tarafından dünyamıza taşınıyor.


The Inner Game of Work – W. Timothy Gallwey

Koçluk konusunda kendimi geliştirmeye çalıştığım bugünlerde The Inner Game of Work işe ve hayata farklı bakmamı sağladı diyebilirim. Kitaba ulaşmadan önce Serkan Ö.’den aldığım mentorluk eğitiminin çok büyük faydası olduğunu söylemeliyim. Uzun zamandır koçluk yapmaya, insanları desteklemeye ve yardım etmeye çalışıyorum fakat bir koç olarak kendime gerekli desteği vermediğimi görmemi sağladı.


Çocukluk – Lev Nikolayevich Tolstoy, Rusça Aslından Çeviren: Ayşe Hacıhasanoğlu

 

 

 

 

Okuduklarım – 2016

Scrum, The Art of Doing Twice the Work in Half the Time – Jeff Sutherland


Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları 2 – John Perkins, Çeviren: Cihat Taşçıoğlu


Deliliğe Övgü – Erasmus, Latince Aslından Çeviren: Yücel Sivri


Kalpazanlık Bile Yapılmıyor – Aziz Nesin


Geriye Kalan – Aziz Nesin


Özgürleşme Eylemi Köy Enstitüleri – Mehmet Başaran


İhtilali Nasıl Yaptık – Aziz Nesin


Rubailer – Mevlana, Farsça Aslından Çeviren: Hasan Ali Yücel


Hangi Parti Kazanacak – Aziz Nesin


Gözüne Gözlük – Aziz Nesin


Bizans’ın Gizli Tarihi – Prokopios, Çeviri: Orhan Duru


Resos – Euripides, Eski Yunanca Aslından Çeviri: Sema Dalyancı


Laozi – Tao Te Ching, Çince Aslından Çeviri: Sonya Özbey


Babil Yaratılış Destanı(Enuma Eliş) – Babilce Aslından Çeviri: F. Selim Adalı, T. Ali Görgü


Sokrates’in Savunması – Platon, Yunanca Aslından Çeviri: Ari Çokona


 Aforizmalar – Hippokrates, Çeviri: Eyüp Çoraklı


Utopia – Thomas More, Çeviri: Sabahattin Eyüboğlu, Vedat Günyol, Mina Urgan


100 Soruda Köy Enstitüleri – Dr. Hüseyin Karakuş


Allah Bir – Hasan Ali Yücel


Aziz Nesin’li Anılar – Ataol Behramoğlu


Seyyahatname – Aziz Nesin


Eğitim Üstüne Seçilmiş Yazılar – Aziz Nesin


Buzdağımız Eriyor – John Kotter, Holger Rathgeber, Çeviri: Ayşe Savaş


Confessions of a Scrum MasterPaul VII


The Agile Team Onion: A Model for Agile Teams in Large Organisations – Emily Webber


Gömülü Şamdan – Stefan Zweig, Çeviri: Regaip Minareci


Hiç Kimse – Mine G. Kırıkkanat


Arkadaşım Deniz Gezmiş – Doğu Perinçek


Bir Dinozorun Gezileri – Mina Urgan


Sakıncalı Piyade – Uğur Mumcu


Galat-ı Meşhur – Doğru Bildiğiniz Yanlışlar – Soner Yalçın


Anlayarak Hızlı Okuma – Serkan Aydın


Atatürk’e Saldırmanın Dayanılmaz Hafifliği – Ahmet Taner Kışlalı


Türkiye’de Köy Enstitüleri – Fay Kirby, Çeviri: Niyazi Berkes


Bursaname –  Aziz Nesin


Lean Software Development, An Agile Toolkit – Mary & Tom Poppendieck


Vahşetin Çağrısı – Jack London, Çeviri: Didem Bilgin


Kovadaki Balıklar – Sacit Aslan, Necef Uğurlu


Çocuk Neyi Neden Yapar – Adem Güneş


Amok Koşucusu – Stefan Zweig, Çeviri: Selçuk Ünlü


Deneyim ve Eğitim – John Dewey, Çeviri: Sinan Akıllı


Nikola Tesla Kendini Anlatıyor – Nikola Tesla, Çeviri: İnci Yılmazlı


Tanrıların Arabaları – Erich Von Daniken, Çeviren: Aslı Gizem Korkmaz


İdam Mahkumunun Son Günü – Victor Hugo, Çeviren: Buket Yılmaz


Don Kişot – Cervantes, Çeviren: Şerif Yeşilbucak


İçimizdeki Şeytan – Sabahattin Ali


Keşkesiz Bir Yaşam İçin İletişim – Doğan Cüceloğlu


Kanban And Scrum making the most of both – Henrik Kniberg & Mattias Skarin


Kanban In Action – Joakim Sunden & Marcus Hammerberg


Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları – John Perkins, Çeviren: Murat Kayı


Hayvan Çiftliği Bir Peri Masalı – George Orwell, Çeviren: Celal Üster


Hoptirinam – Aziz Nesin


Demir Ökçe – Jack London


The Enterprise And ScrumKen Schwaber


Agile Hiring – Sean Landis


The Costs and Benefits of Pair Programming – Alistair Cockburn, Laurie Williams


Dünya Kazan Ben Kepçe 1, Irak ve Mısır – Aziz Nesin


Kördöğüşü – Aziz Nesin


Sporcu Milletiz Vesselam – Aziz Nesin


Anton Çehov’dan Hikayeler – Anton Çehov


Meczup – Halil Cibran, Çeviri: Kenan Sarıalioğlu


Korku – Stefan Zweig, Çeviri: İlknur İgan


Yabancı – Albert Camus,  Çeviri: Samih Tiryakioğlu


Bir Kadının Yaşamından 24 Saat – Stefan Zweig, Çeviri: Mahmure Kahraman


Adem’den Önce – Jack London, Çeviri: Osman Çakmakçı


Deniz Gezmiş – Hüseyin Turhan


Sıfır Sayı – Umberto Eco, Çeviri: Eren Yücesan Cendey


Kader Birliği 1933 Sonrası Türkiye’ye Göç Eden Alman Bilim Adamları – Philipp Schwartz, Çeviri: Nagehan Alçı


İnsanlığın Yıldızının Parladığı Anlar – Stefan Zweig, Çeviri: Kasım Eğit


Sosyalizmin Alfabesi – Leo Huberman, Çeviri: Alaattin Bilgi


Komünist Manifesto – Karl Marx & Friedrich Engels, Çeviri: Celal Üster & Nur Deriş


Olağanüstü Bir Gece – Stefan Zweig, Çeviri: İlknur İgan


Tespih Ağacının Gölgesinde – Harper Lee, Çeviri: Püren Özgören


Bir Alkoliğin Anıları – Jack London, Çeviri: Osman Çakmakçı


Kısa Türkiye Tarihi – Sina Akşin


Lean from the Trenches, Managing Large-Scale Projects with Kanban – Henrik Kniberg


Essential Kanban Condensed – David J Anderson, Andy Carmichael


Martin Eden – Jack London, Çeviri: Aycan Özüpek


Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu – Stefan Zweig, Çeviri: Ahmet Cemal


Das Kapital Karl Marx – Francis Wheen


Bir Çift Yürek – Marlo Morgan, Çeviri: Eren Cendey


Beyaz Diş – Jack London, Çeviri: Didem Bilgin


 

 

 

Okuduklarım – 2015

Mübadelenin Yas Kardeşleri – İskender Özsoy


Mübadelenin Öksüz Çocukları – İskender Özsoy


Prens – Niccolo Machiavelli, Çeviren: Kemal Atakay


Sineklerin Tanrısı(Lord Of The Flies) – William Golding, Çeviren: Mina Urgan


Succeeding With Agile: Software Development Using Scrum – Mike Cohn


Becoming Agile In An Imperfect World – Greg Smith, Ahmed Sidky


Individuals And Interactions: An Agile Guide – Ken Howard, Barry Rogers


The Five Dysfunctions of a Team: A Leadership Fable – Patrick Lencioni


The Principles Of Scientific Management – Frederick Winslow Taylor


Bende Çocuktum – Aziz Nesin

Başladıktan sonra elden bırakılamayacak ve muhtemelen 90 dakika içinde bitirilecek, bu 90 dakika içinde çok iyi bir film gibi insanı duygudan duygudan duyguya sürükleyecek ve zamanın nasıl geçtiğini hissettirmeyecek bir kitap…


Yüz Liraya Bir Deli – Aziz Nesin

4-5 sayfalık kısa hikayeler bulunan bir kitap. Her hikayede mizahi bir durumla karşılaşıyorsunuz. İnsanların, toplumun ve devletin yaptığı ilginç işlerin gülerek eleştirildiğini görüyorsunuz.


Atatürk’ü Ben Öldürdüm – İsmet Orhan

Adına çokta kızarak aldığım bu kitap çok akıcı ve kolay okunan bir dille yazılmış. Başlangıcında Atatürk hakkında bilmediğiniz birçok şeyi anlatacağım dese bile yazar bazen aslında ilkokuldaki ders kitaplarında bahsedilen şeyleride anlatmış. Bazı bölümlerindeyse gerçekten Atatürk’ün çokta görmediğimiz ve bize anlatılmayan insani yanını anlatıyor…


 Sultan’dan Atatürk’e Türkiye – Andrew Mango

Türkiye’de doğan bir İngiliz olarak Mustafa Kemal Atatürk’ü Türkler’den bile daha iyi anlatan bir kitap. Bilmediğimiz birçok gerçeği kanıtlara dayanarak anlatıyor ve bazen şaşıp kalıyorsunuz…

Ülkemiz kurulurken yaşanan zorlukların derecesini anlamamızı sağlıyor.


How To Change The World – Jurgen Appelo


An Agile Adoption and Tranformation Survival Guide : Working with Organizational Culture – Michael Sahota


Fil Hamdi – Aziz Nesin

Küçük hikayelerden oluşan kitapta birçok komik hikaye bulunuyor. Yine saçmalıklara gülerken düşünüyorsunuz. Acaba bunlar hayal dünyası mı yoksa gerçek mi?


Asılacak Adam Aziz Nesin – Demirtaş Ceyhun

Demirtaş Ceyhun, Aziz Nesin ile olan anılarını ve Aziz Nesin’in başından geçenleri anlattığı hikayelerini paylaştığı kitap Aziz Nesin hikayelerini andırıyor.


Yazarak Hafifleyin – Yeşim Cimcöz

Yaratıcı yazarlık kitabı olsa bile şuan pratik olarak verdiği birkaç örnek dışında pekte bir bilgi sağlamadı. Yeşim iyi bir yazar gibi duruyor fakat düşüncelerinin derinliği bulunmuyor. Sadece iyi cümleler kurabiliyor…


Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz – Aziz Nesin

Yaşar’ın başından geçenleri anlattığı hikayeleri dinleyenler -hapishane arkadaşları- kadar okuyanları da düşündürüyor, güldürüyor ve konuşturuyor.


The Pomodoro Technique – Francesco Cirillo

Francesco Cirillo’nun üniversite birinci sınıfta öğrenciyken zamanı daha verimli nasıl kullanabilirim diye düşünerek geliştirdiği tekniği anlattığı kitap ilginç bir şekilde sizi sarsıyor. Kitapta bahsedilen tekniğin temeli olan 25 dakika sadece yaptığınız işe odaklanmanın ne kadar zor olduğunu görünce midenize kramplar girecek… Daha sonra bu 25 dakikalara alıştığınızda ise kronometreyi kurmadan çalışamayacaksınız!


Zübük – Aziz Nesin

Seyahatname’sinde Çelebi’nin anlattığı bir abartma var ki buna kendisi inanamaz. Tabanı Yassı Mehmet Paşa’nın imamı Yahya Efendi anlatıyor:

Erzurum’da kalmış Murtaza Paşa’ya imdada gidiyorduk. Bir mızrak boyu karı sökerek ilerliyorduk. Kardan Deveboynu geçidini aşamadık. Cephane ve hazine karda kaldı. Tabanı Yassı Mehmet Paşa’nın ağalarından Mehmet Ağa canından bezip kemerindeki ikibin altını, çadır yerini, hançeriyle kazarak gömdü. Gökyüzüne bakıp bir mavi bulut parçasına nişan koydu.

Memet Ağa on ay sonra adamları ile buraya geldi. Nişan koyduğu bulutu bulup, onun altındaki yeri kazarak gömülü altınları aldı, Erzurum’a geldi.

Bu abartmaya artık Evliya Çelebi bile dayanamamış da,

Gökyüzünde uçan bulut on ay sonra aynı yerde bulunur mu? demiş.

Aldığı cevap:

O sene öyle bir kış oldu ki… Gökyüzündeki bulutlar bile donmuştu…

Paylaşmak güzeldir.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *